Ana Sayfa

The Butterfly Effect

butterfly_effect1Herkesin hayatında (Recep İvedik dahi olsa) mutlaka en azından bir tane favori filmi vardır. Benim filmlerimden biri de The Butterfly Effect‘tir. Bugün bu filmi bilmem kaçıncı kez yeniden izledim. Daha önce, eski yazılarımı aktardığım bu blogda, ilk direkt yazımın bu filme denk gelmesi de seçilmiş değil, hoş bir tesadüftür.

DVD’yi aldığım gibi arkadaşıma ödünç vermesem, filmi bu siteyi açmadan önce izlemiş olacaktım. Bu yüzden buraya da yazmayacaktım. Ve tabii siz de bu yüzden okuyamayacaktınız. Bu yüzden de … (sürüp gider)

The Butterfly Effect de tam olarak bunu (veya kaos teorisini) anlatıyor. Yaptığımız her hareket, rüzgarın en sakin hali, uçan tek bir kum tanesi; her şeyi değiştirir. Bir kelebeğin kanat çırpışı bile dünyanın öbür ucunda fırtınalar koparabilir. Ve film “ne yaparsan yap, işleri düzeltemezsin. Hep bir şeyler ters gider.” Diyor.

Bu aslında benim görüşüm değil. İnandığım bir şey de değil. Fakat filmde kaos teorisinin yeri ve Evan‘ın çabaları çok önemli. Filmde beni etkileyen şeylerden biri dramatik anlamda gerçek yaşamdan bana yakın çok fazla şey bulabilmemdi. Gerek direkt olarak benim hayatımdan, gerekse çevremden birilerinin hayatından acılar bu filmde vardı.  Hepimiz sürekli -bizimki sadece düşsel de olsa- Evan gibi geçmişe gidiyor, olan biteni değiştirmek, her şeyi daha güzel yapabilmek için çabalıyoruz. Bunu yaparken de bencil davranıyoruz. Fakat bizim de karşımıza O şarkının sözleri çıkıyor sıkça: You’ll never change what’s been and gone. (Olup biteni asla değiştiremezsin. / soyulmuş portakalın davası olmaz. (: )

Filmin etkileyici diğer yanı ise benim için tematik yapısıdır.  Aslında zaman yolculuğu temalı filmler yeni de değil, az da değil. Back To The Future serisinden, Butterfly Effect’le yarıştırılan Donnie Darko, I Inside‘a kadar pek çok zaman yolculuklu film var. Genelde bu filmler olaylara kişisel bakmadan ya bir zaman makinesi yapmaya çalışırır, ya Einstein’in teorilerini, kara delikleri vs. kurcalar.  Teori de olsa çok konuşulan şeylere sinemasal bir yorum katar. Bir de üzerine zaman paradoks’u içinde kaybolup giderler. Film kendi içerisinde bile mantıksız bir hal alır.

The Butterfly Effect’te bir icat yok. Zaman yolculuğu bir “süper güç” de değil. Bilimi de pek kurcaladığı söylenemez. Sadece hayatını korumaya, kendini ve sevdiklerini mutlu etmeye çalışan bir adam var. (Aslında sevdiklerini mutlu etmesi bile kendi mutluluğu için.) Ve zaman yolculukları paradoksa girmeden makul bir biçimde sonlanıyor…

Filmi sevmeme neden olan küçük şey’leri de kısa kısa sıralamak istiyorum. 

- Amy Smart! Hatunun yeri gelince “Keşke Ashton‘un yerinde olsam” dedirten güzelliği, oynadığı 4 farklı karaktere adaptasyonunun yanında bonus oluyor. 4 Karakterde de bu kadar tatlı mı olur ya insan?

- Afiş! Bu filmin afişi daha filmi izlemeden beni etkilemiştir. Nitekim benim için bu ayarda başka afiş yoktur.

- Düşük bütçeli… Öyle ki sadece 3 posta kutuları varmış. Özel efektli bazı sahneleri çekmek için ekipmanları yokken farklı çözümler üretmişler. Filmin düşük bütçeli olması abartılı özel efektlere engel olmuş. Bu da filme odaklanmayı arttırıyor…

- Duygular… Filmin son anına kadar insanı merakta bırakabiliyor. Her an ağlatabilir, şok edebilir, gülümsetebilir. Hepsi de sürpriz olur…

Eh, daha ne olsun?..

Share/Save/Bookmark


Bilim Kurgu, Dram, Gerilim, featured kategorisinde |

Spoiler içerek yorumlarınızı, [spoiler] [/spoiler] etiketleri arasında yaparak gizleyebilirsiniz.